rumuz:üçta$hasho$af
04 Aralık 2005
tek ta$
rumuz:üçta$hasho$af
11 Haziran 2005
Seyir Hali

Yeni yeni kendime gelip, gördüğüm rüyanın etkisinden kurtuluyordum. Olacak iş değildi zaten. bir yerlerim açıkta kalmış diyeceğim ama her yerim zaten açıktaydı. olsa olsa yukarından serin hava üfleyen yuvarlak delik bir yerlerime isabet ettirmişti havasını. los angles nere, fatsa nere? Afyon' da durduğumuz bu dinlenme tesisi nere..?
Aşağıda bir görevli tez hareketlerle otobübüsün camlarını yıkıyor, yanıbaşımızdaki otobüsün yolcuları yerlerini alıyor, bizim otobüse binmeye hazırlanan yolculardan bir kısmı ciğerlerinin çekiş kuvvetini tam yol ileri almış, sigaralarını sebil etmemek icin iyicene körükleyip merdivenin ilk basamağına basarken izmariti ıslak zemine bırakıyorlardı. " yolu da uykuyu da yarıladın ha" deyip, eheh, zeheh şeklinde gülerek yanıma oturdu bey amca. ben de gözlerimi kısıp hafifçe gülümseyerek karşılık verdikten sonra dışarıyı izlemeye devam edeyim istedim. hay istemez olaydım. yanımızdaki otobüs yavaşçana hareket ederken o bildik, o mide bulandırıcı, o kafa karıştırıcı hadise cereyan etti. ben bir bizim otobüsün geri geriye hareket ettiğini sanıyor, bir yandaki otobüsün ileri ileri gittiğini sanıyordum. Sanki bu sırrı keşfedemeyeceğim de bu sır yandaki kaptanla birlikte son durağa kadar gidecekmiş gibime geliyor, iyiden iyiye midem bulanıyordu. Zaten bir gazete, mecmua, kitap okumak midemi bulandırırdı, bir de bu içler dışlar çarpımı gibi hadise. Neyse ki gerçek kısa sürede gün yüzüne çıktı, karanlıklar aydınlandı ve "sağ selbeest" nidaları eşliğinde karayoluna giriverdik... Kaptan, muavinin telefonunu bipletip yanına çağırırken ben ise iç bölgelere eylediğim bu yolculuğu diğerlerinden ayıran "kalbim egede kaldı" hissi ile birlikte yeni rüyalara ve ağzımdan çeneme doğru akacak sızıntılara yelken açtım... ücretsiz yolcu servisimiz ile kollarını açmış beni bekleyen yeni hayata yaklaşırken kalbim egede, firmanın ikramı üzümlü kek de servis sehpası altındaki filede kalmıştı... haziran2005 deLLy
09 Haziran 2005
deli gömleği - okul

ii. şehir dışındaki okul maçları sebebiyle bir hafta filan okula gelmeyen ve okulun tüm imkanları kendilerine seferber edilen yetenekli çocuklar vardır ve de diğerleri onlara gıpta eder ya. işte o diğerlerinden biri gibi hissediyorum kendimi...
iii. ödevlerini cuma öğleden sonrası bitirip sokağa bir tatlı huzur almaya çıkan öğrenciler vardır, bir de cumartesi-pazar günü aylaklık edip ödevlerini pazar gecesine bırakan, üstelik o iki gün sokakta aklında ödevleri olan ama yine de oyunu bırakamayan öğrenciler vardır ya. işte o pazar gecesi karamsarlığını yaşayan öğrenciler gibi hissediyorum kendimi...
iv. okul önlüklerinin üstteki küçük cebinde temiz küçük bir mendil vardır, bir de alttaki büyük cepte büyük sümüklü bir mendil vardır ya. İşte o büyük sümüklü mendil gibi hissediyorum kendimi...
v. O değil de, minaytür kale futbol maçlarında üç korner bir penaltı eder ya. İşte o üçüncü korner gibi hissediyorum kendimi.
vi. roma rakamı gibi hissediyorum kendimi.
vii. Hani bir öğrenci okula yolcu edilirken ebeveynleri veya grandebeveynleri Allahtan öğrenciye zihin açıklığı vermesini diler ya. Allah'ın zihin açıklığı vermediği bir öğrenci gibi hissediyorum kendimi...
viii. sabahçı öğrenci gibi hissetmiyorum kendimi.
ix. hani müdür veya müdür yardımcısı, o da olmadı hoca, gözlüklü öğrencilere tokat atmadan önce gözlüğünü çıkarttırır ya. işte o aşağılanmaya müsait gözlüklü öğrencilerden biri gibi hissediyorum kendimi.
145 deLLy
"olsa ya" ya da "olmasa ya"

ya da
herkes aynı hayatı yaşasa ya
dost bildiğim düşman olmasa ya
ya da
hayat bayram olsa ya
ben seni sevduğumu oy dünyalara bildursem ya
ya da
oy..oy..eminem nedur bu güzellikler ya
kafamda kırk tilki dolaşmasa ya
ya da
kopenhag kraterleri de olsa ya
ilk bisikletime kavuştuğum heyecanı hep taşısam ya
ya da
o onsekiz vites bisiklet ben olsam ya
ha bu hayat ağzıma acı biber sürmese ya
ya da
biberler hep tatlı olsa ya
profiterolun adı değişse ya
ya da
hayat tulumba tadında olsa ya......
dellykde$ik...
ama senden ayrı gezen yürek değil beden oldu
Rıhtımın karşısındaki ışıklarda, minibüsten atladığım gibi karşıya geçtim.bu önemli anı yaşamaya ramak kalmıştı. fakat ben minibüsten indiğim köşedeki bankamatikler önünde uzun kuyruk oluşturmuş emekli, dul ve yetim kadar gergindim.

İşte, oradaki- buluşma yeri vitrininde- erkek arkadaşını bekleyen en alımlı, en güzeldi o. Bense meydanda kız arkadaşına doğru ilerleyen en çaresiz, en kendini kötü hisseden, en zihninde sorulara cevap arayandım. Rıhtımı mesken edinmiş küçük esmer bir şopar arkadaş peşime takılmış, bir adet Big Babool satmaya çalışıyordu. Durum, rıhtım delikanlısı kız arkadaşı derdinde, elin şoparı üj-bej sıpani derdinde gibi görünse de, daha vahimdi .zira aynı kulvarda koştuğum diğer bir "heyecanla kız arkadaşına doğru ilerleyen" model hemcinsimin peşine takılan başka bir esmer sevimli arkadaş ona çiçek satmaya çalışıyordu. Benim peşimdeki esmer ufaklık ya bendeki "heyecanla kız arkadaşına doğru ilerleyen" rıhtım delikanlısı havasını alamadı, ya da benimle aynı amaca sahip hemcinsim buranın sürekli müşterilerindendi ki çiçekçinin hedef kitlesine girmişti.
Bari selpakçı takılsaydı peşime diye iç geçirmekten alıkoyamazken kendimi benimkisi umudunu kesmiş, rotayı başka müşterilere çevirmişti bile. Bu güzel anın, bu ilkin keyfini çıkarmam için çok da geç değildi. Tekrar heyecanlı, gözlerim parlar vaziyetime geri döndüm.Henüz beni görmediği için son bir kez üzerime başıma bakıp kalabalığın arasından sıyrıldım son elli metrede ve dibinde bittim.
Merhabalaşmanın ardından acelesi olduğunu söyledi ve elime tutuşturduğu ders notlarıyla ilgili hususları hızlı hızlı bildirip peşine takılan ve artık hiç de gözüme sevimli gözükmeyen az önceki çiçekçi şopar eşliğinde meydan kalabalığına karıştı...
Ben bir Red Kit idim, elimdeki sınırsız akbil de düldül...
delly©2005
"deli"kanlının samimi pozları

delly©2005
3Gen

biliyorum...
gözümü karartsam şimdi,
iç acılarımı yolluk yapıp kendime,
yola çıksam üç koldan,
ya sana çıkacak tüm yollar,
ya da sırtıma.
bana geometrinin bir oyunu mu bu?
seni analitik, seni arabesk,
seni feleğin çemberinden geçmiş,
seni en güzel..
yanıltma beni, beni yamultma.
(Özgür ©ikibin küsur)
hasan efendi ve mahdumları
Aşiyan yollarından seslensem duyar mısın?..."
diğer kanepeye uzanıp çalan telefonu açtım. kısa süren telefon görüşmesi boğazımı kurutmuş, kurutmakla kalmayıp o bölgeye sanki bir yumruk oturtmuştu. kumandanın naylonunu tutan bantları tırtıklamıştı tırnaklarım.."birazdan orada olacağım" dedi sevgili...oturup konuşmalıymışız.
Bu ses tonu, ilişkimizin bir süredir seyrettiği rota birlikte oturacağımızın habercisi olsa da birlikte konuşacağımızın habercisi olamazdı. O konuşacak ben dinleyecektim. Dinlerken gözlerimi sık sık ondan kaçıracak ve bu esnada çorabımın tekinin lastiğini çekip çekip bırakacaktım.."

" Çöp var mı hocam?" dedi Hasan Efendi gülen gözleriyle.
Kısa süren bir dalgınlık, şaşkınlık neticesinde "çöp var Hasan Efendi, olmaz mı?. Acımasızca, hoyratça içi boşaltılmış bir aşkın posası var mutfakta ve dahi yatak odasında, hatta her yerde" cümleleri çıktı ağzımdan.
" İyi günler hocam, ben sonra yine gelirim" deyip mırıldana mırıldana yan dairenin ziline bastı Hasan Efendi.
" ne diyosun lan mırıl mırıl, küfür mü ediyosun şerefsiz, boş bulunduk, seni adam yerine koyduk da kederimizi paylaştık edepli ve edebice" diye çıkıştım diğer kapı önünde bekleyen Hasan Efendi'ye
"Neyse ki kızgınlığım uzun sürmedi. Hasan Efendiyi severdim. Çok üstüne gitmeyip içeriye girdim. Az evvel bantlarını tırtıkladığım televizyon kumandasının poşetini değiştirdim. Beynime de "bizi ayrılığa doğru adım adım sürükleyen, parmakla gösterilen bu ilişkiyi tarihin tozlu sayfalarına götüren sebepler neydi, ne yapmalıydık?" üzerinde düşünmeyi yasaklayıp, bir filmi yarısında izlemeye başladım. Zira senaryonun izlemediğim kısımlarıyla ilgili anlamam gereken hususlar olacaktı...
deLLy©2005
çok pis yazdım 2

Cep telefonum "oy asiye asiye, tütün koydum keseye" diye inlemeye başlamış ve ben geç de olsa melodiyi işitmiştim. Sol kalçamı hafifçe yukarı kaldırıp telefonu cebimden çıkarttım. kah bu melodiyi ona daha dayanılmaz kılmamak, kah arayan arkadaşımı bekletmemek için derhal "efeeeendim" demek suretiyle olaya müdahele ettim. Olaydı bu durum sahiden de. Eski sevgilim neden beni arardı, paylaşacak ne kalmıştı ki ?
Tüm bu sorulara yanıt almak için ortam namüsaitti ve "Tahsin! seni sonra arayım bilader, şu an müsait değilim" diyerek bir üçkağıtçı, bir dalavereci olarak ben, C tuşunda hazırkıta bekleyen başparmağım sayesinde kafasındaki olası soru işaret ve işaretçilerine meydan vermedim..Şimdi bir açıklama yapmam, durumu özetleyen bir veya bir kaç cümle söylemem, sekteye uğramış muhabbeti yeniden başlatacak en azından bir "ee, ne diyorduk" klişesi sarfetmem gerektiğinin farkındaydım. Oysa bir vurdumduymazmışçasına, bir dünya yansa umrunda olmazmışçasına ben, " birer çay daha içeriz değil mi?" diyerek onu, kariyerini ve tüm bu sunuyu bir kenara atmaktan başka bir şey yapmadım, yapamadım...
delly©2005
deli gömleğinde görmek istemediğimiz lekeler bunlar sayın seyirciler
Traş olup ev arkadaşımın deodorantının önemli bir kısmını üstüme sıkarak evden çıktım. Köşedeki marketi dönüp, maç öncesi sahaya ilk adımlarını atan futbolcu havasıyla ana caddeye

Kafede gözlerim onu ararken mekana giren çıkana bakma isteği duyan guruhun suratına da "sevgilimi arıyorum, burada bir yerde otururyor olması gerek" izlenimini bir tokat gibi yapıştırmalıydım. Onu köşedeki masada elindeki çayı yudumlarken görmemle, az önce bahsi geçen topluluğun kafalarını karşılarında oturan partnerlerine ya da dışarıdaki manzaraya çevirmeleri bir oldu... Bu zaferi küçük bir gülümsemeyle kutlayarak sevgilime doğru yürümeye koyuldum. fakat onun çayını yudumluyor olması bu uzun yolda beni derinden yaralıyor, onun bu vurdumduymaz davranışı adeta beynimi kemiriyordu. Ben onu bekletmemek için uzun süre görmediğim arkadaşımla sohbeti kısa kesmiştim. Oysa o bir beni beklemeden siparişini vermişti.
"Çok bekletmedim umarım?"
İşte bu soru ben gelmeden sipariş vermesinin hele ki bu ilk buluşmada ne denli yanlış bir hareket olduğunu ona gösterecekti.
" Çok değil, bir saat beş dakika" kulağa şirin bir cevap olarak geliyordu.
Sandalyeye otururken masada bulunan gazetede manşetin hemen kenarındaki sütunda yazan habere gözüm ilişti....
"Yaz saati uygulamasına dün gece başlandı. Saatinizi bir saat ileri aldınız mı?
deLLy©2005
Çok pis yazdım

ben yine de çekip gidemem..."
yemek takımlarının abartılı parça adetlerine kapakların da dahil olduğunu öğrendiğimde bitmeliydi herşey. "Kapaksız kapkacak mı olur lan?" diyemedim...bir salakmışcasına kabullendim, üstelik gözümde büyüttüm... gözüme dursun, gözümde büyüttüğüm çok şey.. sağlıksız koşullarda muhafaza ettiğim ve hala varla yok arasında olan herşeye lanet olsun...
bir kaç gündür çok alkol alıyorum. Çok alkol alıp, dikkatimi daha az veriyorum hayata... bugün mesela, örneğin bugün ve hatta misal bugün gitar çalmaya yeni başlamışım da ilk barış manço şarkısını tıngırdatıyormuşum gibi mutluydum...tozdan tortudan sakınarak uzattığım tırnaklarımla da gururlu...Ne zaman ki "el lerimle büyüt tüğüm/solari ken dirilttiğim/çiçeğimi kopar dınsen/ellere verdin" gitar olayı başlamadan bitti benim için...Oysa kaybeden müzik, bir müzik dinleyicisi olarak da sendin. Bu gerçeği farkedebilmeni öylesine istiyor ve elimden bir şey gelmiyorken içkide buldum çareyi. Soruyorum sevgili, "umarsız olan ben miyim, gerçeği göremeyecek kadar kör olan sen mi?"
neyseki sana son bir şans daha veriyorum..."ya benimsin, ya toprağın" diyemem. "ya benimsin, ya bugün yanında gördüğüm zibidinin" diyecek kadar mezhebi geniş de değilim. Demem o ki tozdan turtudan sakınıp tırnaklarımı, tüm barış manço şarkılarını çalabilmem senin elinde. sen gülünce güller açar gülpembe yavan gelirse bir adet karizmatik "nick the chopper" çalarım sana... Kazanan müzik,bir müzik dinleyicisi olarak da sen olacaksın, inan...
haydi, ver elini ver bana lufthansa..
uçalım kulun kölen olayım...
08 Haziran 2005
deli gömleği VII

# "teşekkür ederim" demekte zorlanırım.
# "burada sigara içilmez, cezası şu kadardır" levhalarının, "buraya çöp dökenin.." diye başlayan duvar yazılarından farkı yok sanki. inatlaşmak gibi be..içmeyenin içesi, dökmeyenin dökesi gelir. ayrıca, sigarayla savaşanlar vakfı, sigara içenlerle savaşıyormuş gibime geliyor. buraya dökülen çöplerle savaşanlar vakfı kurulsa mesela, onlar da kesin buraya çöp dökenlerle savaşacaklardır.
# yüzüme söylenmeyenlerden etkilenmem.
# tehditten hazzetmem, yılandan korktuğum kadar.
# deterjan reklamlarına kıl olan sıradan bir ademoğlu olarak aykırı tipleri severim...
# aykırı tip ne lan ?
# zararlı alışkanlıkım bulunur. eskizsizim/paldır küldürüm mesela, mesela ayakta işerim. anlatım bozukluklarından "nüans farkı"na düşkünüm. düş günüm, evet...
#deLLy#©2005
öz hakiki deli gömleği

+ resmi olamam pek. amir-memur ilişkileri yorar beni. Kaymakam dayı, müdür baba, amir amca filan diyesim gelir. Tanımadığı etmediği kişilere amca-dayı, hala-teyze deyip, aynı işi yaptığı, aynı yerde çalıştığı birine bey demek ! ah zor, çok zor...
+ "iyilikten maraz doğar" demek ki, birine başka birini anlatırken "senden iyi olmasın" deme gereği hissederiz.. Aman olmasın! İnşallah olmaz !
+ em-ef-ö, şarkısındaki "peki peki anladık" kısmını sölerken, o kestirip atma hissini uyandırıyo hakikaten. "ne halin varsa gör", "anladık lan uzatma" gibi...
+ el öpmekte zorlanırım.
+ yediğim ilk tulumba tatlısındaki tadı - şu yaşıma geldim- bir daha bulamadım.
+ diskoda, barda, partilerde filan dans eden insanlar arasında sırıtan (kemik gelişimini tamamamış, kemale ermiş) insanlarla, deliler gibi dans eden insanlara nazaran daha çabuk kaynaşırım.
+ dans ederken "yoruldum, oturalım mı" diyen hatun olmaz olsun...
+ gazete dergi filan okurken, sevdiğim kısma önce bir göz atmam, detaylı okuma işini sona
bırakmam ve mutlu sona giden yolda hızlı adımlarla ilerlerken duyduğum heyecandır entellektüel kişiliğime engel.(deve gömleği)
deli gömleği (pazar ilavesi)

+ evdeki ufak tefek işleri (ampuldü, prizdi, ne bileyim basit elektronik eşya tamiriydi) pazar günü değil de salı gecesi, çarşamba gecesi filan yapmak gelir içimden.
+ pazar günkü akşam yemeğinden sonra banyo yapıp uyumak zorunda olduğum çocukluk/öğrencilik dönemlerimde, spor stüdyosunu izleyemememin, ertesi gün yapılacak futbol sohbetlerinde eksik kalmamın üzüntüsü içime yer etmişir hep... (yazık bana)
+ pazar akşamları bizimkiler dizisi vardı önceden. diziden sonra hiç vakit kaybetmeden pazartesi sendromuna girerdim. Ta ki cuma akşamı "...hakka tapan milletimin istiklal" diyene kadar+ ıssız bir adaya düşsem yanıma alacağım üç gün cuma,cumartesi, pazar olur.
+ pazar sabahı çizgili pijamayla kahvaltı yapan, kahve ve sigara eşliğinde gazetesini okuyan adamdan zarar gelmez. Vallahi !!
07 Haziran 2005
deli gömleği V
deLi yağmurLuğu

+ yağmurlu havalarda hiç romantik olamam, romatizmam var.
+ Gökgürültülü ve sağanak yağışlı geçer kimi evlerde her iklim, göz yaşları sel olur akar.
+ Hiç şemsiyem olmadı desem yeridir. İki gün içinde kaybeder veya unuturum.
+ Çocukluğuma inecek olursak, yağmuru sevmememin bir nedeni de Arap kızının camdan bakması olabilir...neden olmasın?? neden Arap? neden sarışın, kumral filan değil ???
+ Yağmurdan sonra güneş açarsa ebem de kuşanır.
+ Erkekler ağlamaz, sil gözyaşlarını gökyüzü
+ Çamurun gelişi gökgürültüsünden bellidir.
+ Yazın yağmur yağmasına sinir oluyorum.
+ Ya ben doluyu seviğim için yağmurdan kaçıyorsam saygıdeğer atalarım ??
+ Sadece Arap kızı değildir bünyemde hasara yol açan. Akan çatılardan nefret ederim.
+ gözlük takan birine yağmurlu günlerde, içinde silecek geçen espriler yapmak demode olsa ya artık.
+ Haa, şu da var "yağmur çamur demem, her maçına gelirim"
+ Ben sana yağmur olamazsın demedim, yağmur adam olamazsın dedim....
deLLy ©2005
deli gömleği IV
* kınalı kar ne lan ?
* veni,vidi,vadaaaa. (Aldım, verdim, kız seni yendim)
* ver maillerimi, al maillerini
* Biz aşkı yanlış meleklerden çaldık.
* kontra pedallı bir hayat istiyorum bubaaaa
* aradığınız "an"a şu "kişi"de ulaşılamıyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.
* seni sevdim bir gül gibi vaaaiiiyyyy, vaaiyyy...sarardı benzim kül gibi vaaiiiy vaiiyyy, ortada kaldım el gibi vaiiiy, vaiy, vaiy vay...sevdiğime pişman ettin vay...
* Şimdi Sokullu olduk, sarayları doldurduk, neşeliyiz hepimiz, yaşasın padişahımız...
* dikkaat...arka kotukta bebek (gibi bi hatun) var
* ben sana adem olamazsın demedim, Hz.Adem olamazsın dedim.
* biz - ben = siz. (Ciddiyet lütfen)
* O şimdi az kel
* Belirli günler ve haftalar kontenjanlarımız dolmuştur. Belirli yıllar ve yüzyıllar için müracaat ediniz ...
* deli gömleğine beyaz kravat takmak akıllıca değildir.
* Eşcinsel eşekler de pekala anırır.
deLLy ©2005
06 Haziran 2005
deli gömleği III
* Bir de tabakta bırakılan yemeğin, tabakta yemeğini bırakan veledin arkasından ağlaması gibi bir hadise vardır ki, masaldaki devler halt etmiş...Ne korkunç şey o öyle...(Bu yemeğin yaptığı eylem ağlamaktı yanlış hatırlamıyorsam. Yoksa kovalıyomuydu ya, bak şaşırdım şimdi.) bu bamya sebzesi istediği kadar tepinsin, o tabakları bitirmedim, bitirmemde, buraya yazıyorum...
* Gavurun teenage dediği dönem, çocuk kıyafetlerinin en büyüğünün küçük geldiği, büyük kıyafetlerinin en küçüğünün de büyük geldiği, alışverişin kabus olduğu döneme denk geliyor anladığım kadarıyla....
* 4 yaşımda sünnet olduğum ve bu döneme ait hiç fotoğrafım olmadığı için, can sıkıntısından ömür hesaplayan bir grup amerikalı bilimadamının yaptığı hesaplara göre üç beş yıl fazla yaşamayı hakediyor olmalıyım, (bi sigara yakayım)
* Bir son dakika tespiti: Gazı bitmekte olan çakmağa şefkatle yaklaşırsan yanıyor. Hayvani hareketler yaparsan yanmıyor.. Kadın ile çakmak arasında herhangi bir ilişki kurmak haddime değil. herhangi bir yanlış anlaşılmaya sebebiyet vermek istemiyorum.
* Ne diyeceğimi de unutmuş durumdayım bu çakmak yüzünden. bu arada böyle durumlarda (ne diyecektim unuttum durumları) ortaya atılan "demekki yalan söyleyecektin" hurafesi yüzünden AB ile ilişkilerimiz zarar görebilir, yakışıklı "günterferhoygen" abimiz bizi üzebilir Allah muhafaza.
* Lan doğaçlama gibi oldu bu seferki deli gömleği be
* Hayvani hareketlerim sonucu kalbini kırdığım kadınlardan ve manyatosunu bozduğum çakmaklardan özür diler, bir dahaki deli gömleğinde buluşmak üzere esenlikler dilerim.
deLLy
deli gömleği II
* kimse kimseyi ayının yavrusunu sevdiği gibi sevmemeli.
*karşı CİNSle tencere ve kapak olmaya çabalamaktansa, tencere ve tencere, kapak ve kapak, mümkünse tava ve tencere yahut tepsi ve tava olmayı tercih ederim.
* yavrusunu seveyim derken öldüren ayıydı değil mi?
* "armut piş ağzıma düş" aşkı öldürüyor.
deLLy
deli gömleği I
bir " senin de dediğin gibi"li cümle çitten atladı
iki " senin de dediğin gibi"li cümle çitten atladı ...
öğretmiyorsak bu çocuklar niye ayakkabı boyuyor uleen