01 Kasım 2012

Met Üst Dergi

Metin Üstündağ, nam-ı diğer met-üst, dev kişilik dev dergi sloganıyla geçtiğimiz Haziranda ilk sayısını, Ekim ayında ise ikinci sayısını çıkarttığı met üst ile mizah ve edebiyat düşkünlerinin damak tadına hitap etmeye devam ediyor. Yıllar önce yaşam öyküsünü anlattığı kısa bir metin okumuştum dergilerden veya kitaplardan birinde. Metinden aklımda kalan bir cümleyle hem onu, hem mizahını hem de edebiyatını en kısa şekliyle özetleyebilirim belki. Demişti ki kendisini okura tanıtırken: "O yürürken dünya biraz aksıyor".

Derginin ikinci sayısında da, aksaması ile ilgili başından geçirdiklerini hem gülümseten hem de insanın boğazını düğümleyen bir üslupla yeniden okumak mümkün... Tamamını değil belki ama, son iki paragrafı alıntılarsam sanırım kendisi de kızmayacaktır. Epey süredir ilk kez, okuduğum bir şeylerin bünyemde hasara yol açtığını hissettiğimi de itiraf etmeliyim. 


Met Üst ustanın ustası Oğuz Aral'a da rahmet dileyip bir selam göndermeli mizahtan bahsediyorsak. Ve mizahı ciddi bir bir iş haline dönüştüren tüm ustalara...

Dergide denilene göre "kafası estiğinde" çıkacağı için bir sonraki sayının zamanı ile ilgili bir bilgi veremiyorum. Keyifle okumanızı dilerim.


30 Eylül 2012

Orhan Gencebay İle Bir Ömür


Orhan Gencebay 60. Sanat yılına özel 32 yorumcunun seslendirdiği, 33 şarkılık bir albüm yaptı. Şu sıralar albümün yok sattığına dair haberler var bazı medya mecralarında. Albümle ilgili haberi ilk duyduğumda "60. sanat yılı" tamlamasındaki sayıya takıldı kafam. Yaşına baktım, 44 doğumlu nam-ı diğer Orhan Baba (68 yaşında). Tahmin ediyorum müzik eğitimine ilk başladığı yılı dikkate alarak böyle bir tanımlamaya gidiyor kendisi (veya menajeri, plak yapımcısı vs.) Yoksa 8 yaşında bu işten ekmek kazanmaya mı başladı bilmiyorum.

Kendisine yakıştırılan "Arabeskçi" nitelendirmesini ısrarla reddetti Gencebay. Kaldı ki çok küçük yaşta önemli hocalardan Türk Sanat Müziği, Türk Halk Müziği dersleri almıış. Tarzını Tatlıses'ten, Ferdi Tayfur'dan, Hakkı Bulut'tan ayırmak için konservatuar mezunu olmaya gerek yok zaten. Müziğinde halk müziğinden de, sanat müziğinden de ezgiler, esintiler bulmak mümkün. Dönemin acılı arabeskçilerinin aksine kendi bestelerini söyler, enstrüman çalardı. Daha sofistike bir duruşu olduğu söylenebilir sanırım. Rivayet olunur ki, provalar esnasında orkestra içindeki onca müzisyenden yanlış nota basanı işaret edermiş. Belki bir şehir efsanesidir belki de doğrudur. Ama şu bi gerçek ki, entellektüellerin, sanat müziği veya pop müzik yapanların, bir zamanlar çok sıcak bakmadığı Orhan Gencebay Müziğinin 60. yılında eserlerini seslendirenlerin neredeyse tamamı, pop-rock vb. müzik türlerini icra eden kişiler. Bu değişimi sanırım kimse önceden tahmin edemezdi.

12 Haziran 2012

Euro 2012 Gruplardaki İlk Maçlar

Kişisel, ulusal veya uluslararası ekonomik krizlerin umursanmadığı, olimpiyatların habercisi olan, Dünya Kupası tadını vermese de, özlem dindiren günlerdeyiz. "Evin kumandası sende olsun hatun, televizyon kumandasını bana ver" diyerek yapılan pazarlıktan olumlu sonuç çıktıkça akşamlar keyifli geçecek bu bir kaç hafta. Ukrayna - Polonya ortak yapımı turnuva 16 takımlı son Avrupa Futbol Şampiyonası olacağa benziyor. Netekim Fransa 2016 finallerinde 24 takım izleyeceğiz. Ondan sonra da geriye dönüş olacağını zannetmiyorum.

Gruplardaki ilk maçlar bu gece (11 Haziran) bitti.  Yarından itibaren ikinci maçlar oynanacak. Sondan başlayalım, açılış maçına doğru gidelim. İzlediğim maçlardan bir iki tanesi hakkında "benim de söyleyeceklerim var". Her maçı ayrı ayrı analiz edecek bir Ömer Üründül, bir Hikmet Karaman değilim, bunu da baştan söyleyeyim...

Ukrayna 2 - İsveç 1 
Misafir İsveç, umduğunu değil bulduğunu yedi bu gece.  Zlatan 1 attı, Shevchenko 2. Geneli tatsız geçen maçın 50. - 60. dakiları arasında 3 gol oldu. (Saman alevi) Milli formaya veda edip, kasası dolu bir kulipte emeklilik öncesi birikim yapan emsallerinin aksine 35'lik kaptan gemiyi en son terkedeceğe benziyor. Ukrayna futbolunu vefakar olarak mı nitelemeli, 35'lik Şevcenko'ya alternatif yetiştirememekle mi?, bunu ikinci ve üçüncü maçlardan sonra konuşmak lazım.

Fransa 1 - İngiltere 1
İsmine bakıldığında ilk maçların en dikkat çekicisiydi. Futbol izlemeyi özledik diye böyle bir beklenti içine girildiğinden midir nedir benim çevremdekilerin beklentisi maçın final havasında geçeceği yönündeydi. Öyle olmadı. Sanırım bu maçla birlikte hem takımlar hem seyirci acemiliğini attı, yerine alıştı. Şimdi 2. maçlar öncesi daha isabetli yorumlar yapılacaktır dost meclislerinde ve dahi futbol cemiyetlerinde.

İspanya 1 - İtalya 1
Ceza sahası önünde ve içinde milimetrik paslar, çalımlar, adam kaçırmalar deneyen İspanya'yı izlemek keyif veriyor. Son iki turnuvadan kupayla döndüler İspanyollar. Savunmasıyla ünlü İtalya'yı savunma gerisine kaçırdıkları Fabregas'ın golüyle avladılar ve öne geçtiler ama son sözü Di Natale söyledi ve durumu eşitledi.

devam edecek (galiba)...