03 Temmuz 2013
Dünyanın En Pahalı Kahvesi: Kopi Luwak
Kilosu 700$'a kadar çıkan, dünyanın en pahalı kahvesi olarak bilinen Kopi Luwak'ın ilginç bir hikayesi var. Güneydoğu Asya'da yaşayan ve Latince Paradoxurus hermaphroditus adı verilen bir misk kedisi türü [İng: civet] kahve tanelerini yedikten sonra dışkılıyor. Kahveler yerli halk tarafından toplanıp üreticilere satılıyor. Dediklerine göre, bahsi geçen hayvanın enzimleri bu kahveye eşsiz bir tat veriyor ve az üretilen çok aranılan bu kahve türü de böyle fahiş bir fiyattan satılıyor. Çok afedersiniz ama [bkz: b*kunu çıkarmak] deyiminin tabiri caizse "cuk oturduğu" başka bir vaka var mıdır bilemiyorum. Resimlerde kahve taneleriyle poz vermiş bir Paradoxurus hermaphroditus ve paketlenmiş bir Kopi Luwak göreceksiniz, sakın şaşırmayın.
Yazan-Çizen:
Deli Gömleği
zaman:
Çarşamba, Temmuz 03, 2013
30 Ocak 2013
Bir Siyasi Parti Cenneti Olarak Türkiye
Türkiye'de en eskisi 30 yaşında, en yenisi bir haftalık olan 71 (#yetmişbir#) adet siyasi parti faaliyet gösteriyor. Eskilerin de yenilerin de bazılarının siyasi geçmişi resmi kuruluş tarihlerinin öncesine dayanıyor. Darbeler, birleşip ayrılmalar vb gelişmeler neticesinde kapanıp yeniden açılanlar oldu bilindiği üzere. 2012 yılında 10, 2011 yılında 6, 2010 yılında 8, 2000-2009 yıllarında 31 adet siyasi parti kurulmuş (hala aktif olarak siyasi hayatına devam edenler). Tam listeye Yargıtay'ın web sitesinden ulaşmak mümkün:
28 Ocak 2013
Bir İki Reklam
İnternet Reklamcılığı geleneksel medya reklamcılığına göre daha çok tuzaklarla dolu. "Okur/İzleyici reklama bir kere tıklasın yeter" mantığı hakim.
REKLAM 1
Niye arkadaşım? Sen geri zekalı mısın?
Reklamdaki model 42 yaşında ve inanması güç ama bir mühendisi canlandırıyor. O kazandıysa hepimiz kazanabiliriz. Hepimizin kazanacağının nasıl ön görüldüğü ve çıtanın 42 yaşındaki bir mühendise kadar neden düşürüldüğünü bilemiyorum. ama yapmamız gereken çok basit. Aklıma kötü kötü şeyler geliyor. Benim aklıma kötü kötü şeyler geliyorsa herkesin aklına kötü kötü şeyler gelebilir.
REKLAM 2
Saçları neden göstermiyorsunuz güzel kardeşim?
Tanju'nun saçlarını çıkaran çıkarana. Vakti zamanında kel olduğuna bu kadar çok sevinen başka bir kel var mıdır bilemiyorum. Tanju'nun saçlarını çıkaran bitkisel ürün reklamında Tanju'nun saçlarının görünmemesi reklam ajansının hedef kitlenin zekasıyla ilgili düşüncelerini gözler önüne sermiyor mu sizce de?
Edit: Yukarıdaki reklamı yapılan bitkisel ürünün etkisiyle ilgili önemli bir gelişme oldu sayın seyirciler. Gelenek yine bozulmadı. Kelin ilacı olsa kendi kafasına sürer(miş).
An itibariyle Tanju:
25 Ocak 2013
Haber Sitelerinin Gizemli Manşetleri
İnternet medyası, haberciliğe başka bir boyut getirdi bile. Mobil iletişim araçlarıyla birlikte internet hayatımızın her alanında, her saat diliminde yanıbaşımızda. Gazete, radyo, televizyon gibi köklü geçmişe sahip medya kanallarına "geleneksel" denirken, internetle birlikte hayatımıza giren medya biçimi de internet medyası, sosyal medya gibi isimlerle anılıyor oldu. Henüz şekillenmeye başlayan bu yeni medyanın en çok rağbet gören biçimlerinden biri de internet haber siteleri şüphesiz. Bunların bazısı geleneksel medya organlarının internet sitesi, bazıları da tek bağımsız birer internet sitesi olarak hizmet veriyor. Pek çoğu reklam gelirleriyle giderlerini karşılıyor, ticari bir işletme olarak faaliyet gösteriyor. Gazetelerin satış rakamları ne anlama geliyorsa, bu siteler için de tıklanma oranı ve/veya sitede geçirilen süre o demek. Sonuçta ticari kaygı taşıyor ve imtiyaz sahipleriyle çalışanları için bir geçim kaynağı konumundalar.
Değinmek istediğim mesele, bu sitelerin manşetlerinde sıkça kullanılan gizemli dil ile ilgili. Artık birbirine benzeyen ve belli ki tıklanma kaygısı üzerine kurulu bir manşet biçimi oluşmaya başladı haber sitelerinde. "... bakın kim?", "... ne dedi?", " İşte o ... " gibi kalıplarla hazırlanan bu manşetlerin kuralları, ilkeleri, üslubu geleneksel medyayla ne kadar örtüşüyor bilmiyorum ama şahsen ben ilgimi çeken bir haber olsa dahi, ilkokul seviyesinde merak uyandırmaya çalışan bu manşetlere tıklayıp bir sayfa daha o sitede gezinmeyi istemiyorum. Dayanamadığımdaysa kendimi kandırılmış gibi hissediyorum. Bu işin önde gidenleri (geleneksel medyanın internet siteleri veya bağımsız internet haberciliği yapanlar) bu tarzdan vazegeçer de manşette haberin içeriğiyle ilgili bir iki ayrıntı verirlerse tıklanma oranlarının (veya sayfa görüntülenme sayılarının ve haliyle reklam gelirlerinin) azalacağından mı korkuyorlar, yoksa sitelerin editörleri bilinçli/bilinçsizce birbirlerinden etkilenerek bu tarza kendilerini mahkum mu hissediyorlar, merak ediyorum.
Biz geleneksel medyanın kodlarını çözmeyi öğrenmediğimiz (veya bize öğretilmediği) için yeni medyanın da kodlarını çözmeyi bilmiyoruz, bilmekte de geç kalacağız. Medyaokuryazarlığı dersi RTÜK ve MEB arasında yapılan bir protokolle ilköğretim okullarında seçmeli ders olarak uygulandı. Etkili bir sonuç almaya yönelik bir hazırlık yapılmadı. Ekranlarda neler olup bittiğinden, sosyal medyanın/internet medyasının ne yapmaya çalıştığından biraz olsun haberdar olmanın en köklü/etkili çözümü okullarda zorunlu medya okuryazarlığı dersi verilmesinden geçiyor. Tabi medyanın ve kanun koyucuların işine geliyorsa...
İşte O Manşetlerden Örnekler ;)
Değinmek istediğim mesele, bu sitelerin manşetlerinde sıkça kullanılan gizemli dil ile ilgili. Artık birbirine benzeyen ve belli ki tıklanma kaygısı üzerine kurulu bir manşet biçimi oluşmaya başladı haber sitelerinde. "... bakın kim?", "... ne dedi?", " İşte o ... " gibi kalıplarla hazırlanan bu manşetlerin kuralları, ilkeleri, üslubu geleneksel medyayla ne kadar örtüşüyor bilmiyorum ama şahsen ben ilgimi çeken bir haber olsa dahi, ilkokul seviyesinde merak uyandırmaya çalışan bu manşetlere tıklayıp bir sayfa daha o sitede gezinmeyi istemiyorum. Dayanamadığımdaysa kendimi kandırılmış gibi hissediyorum. Bu işin önde gidenleri (geleneksel medyanın internet siteleri veya bağımsız internet haberciliği yapanlar) bu tarzdan vazegeçer de manşette haberin içeriğiyle ilgili bir iki ayrıntı verirlerse tıklanma oranlarının (veya sayfa görüntülenme sayılarının ve haliyle reklam gelirlerinin) azalacağından mı korkuyorlar, yoksa sitelerin editörleri bilinçli/bilinçsizce birbirlerinden etkilenerek bu tarza kendilerini mahkum mu hissediyorlar, merak ediyorum.
Biz geleneksel medyanın kodlarını çözmeyi öğrenmediğimiz (veya bize öğretilmediği) için yeni medyanın da kodlarını çözmeyi bilmiyoruz, bilmekte de geç kalacağız. Medyaokuryazarlığı dersi RTÜK ve MEB arasında yapılan bir protokolle ilköğretim okullarında seçmeli ders olarak uygulandı. Etkili bir sonuç almaya yönelik bir hazırlık yapılmadı. Ekranlarda neler olup bittiğinden, sosyal medyanın/internet medyasının ne yapmaya çalıştığından biraz olsun haberdar olmanın en köklü/etkili çözümü okullarda zorunlu medya okuryazarlığı dersi verilmesinden geçiyor. Tabi medyanın ve kanun koyucuların işine geliyorsa...
İşte O Manşetlerden Örnekler ;)
Haber sitesinden ziyade bahis sitesi gibi
"Buna" derken? Diyanet İşleri Başkanına mı?
Bunun neresi kızgın? Gayet gülümsüyor?
01 Kasım 2012
Met Üst Dergi
Metin Üstündağ, nam-ı diğer met-üst, dev kişilik dev dergi sloganıyla geçtiğimiz Haziranda ilk sayısını, Ekim ayında ise ikinci sayısını çıkarttığı met üst ile mizah ve edebiyat düşkünlerinin damak tadına hitap etmeye devam ediyor. Yıllar önce yaşam öyküsünü anlattığı kısa bir metin okumuştum dergilerden veya kitaplardan birinde. Metinden aklımda kalan bir cümleyle hem onu, hem mizahını hem de edebiyatını en kısa şekliyle özetleyebilirim belki. Demişti ki kendisini okura tanıtırken: "O yürürken dünya biraz aksıyor".
Derginin ikinci sayısında da, aksaması ile ilgili başından geçirdiklerini hem gülümseten hem de insanın boğazını düğümleyen bir üslupla yeniden okumak mümkün... Tamamını değil belki ama, son iki paragrafı alıntılarsam sanırım kendisi de kızmayacaktır. Epey süredir ilk kez, okuduğum bir şeylerin bünyemde hasara yol açtığını hissettiğimi de itiraf etmeliyim.
Met Üst ustanın ustası Oğuz Aral'a da rahmet dileyip bir selam göndermeli mizahtan bahsediyorsak. Ve mizahı ciddi bir bir iş haline dönüştüren tüm ustalara...
Dergide denilene göre "kafası estiğinde" çıkacağı için bir sonraki sayının zamanı ile ilgili bir bilgi veremiyorum. Keyifle okumanızı dilerim.
Yazan-Çizen:
Deli Gömleği
zaman:
Perşembe, Kasım 01, 2012
30 Eylül 2012
Orhan Gencebay İle Bir Ömür
Orhan Gencebay 60. Sanat yılına özel 32 yorumcunun seslendirdiği, 33 şarkılık bir albüm yaptı. Şu sıralar albümün yok sattığına dair haberler var bazı medya mecralarında. Albümle ilgili haberi ilk duyduğumda "60. sanat yılı" tamlamasındaki sayıya takıldı kafam. Yaşına baktım, 44 doğumlu nam-ı diğer Orhan Baba (68 yaşında). Tahmin ediyorum müzik eğitimine ilk başladığı yılı dikkate alarak böyle bir tanımlamaya gidiyor kendisi (veya menajeri, plak yapımcısı vs.) Yoksa 8 yaşında bu işten ekmek kazanmaya mı başladı bilmiyorum.
Kendisine yakıştırılan "Arabeskçi" nitelendirmesini ısrarla reddetti Gencebay. Kaldı ki çok küçük yaşta önemli hocalardan Türk Sanat Müziği, Türk Halk Müziği dersleri almıış. Tarzını Tatlıses'ten, Ferdi Tayfur'dan, Hakkı Bulut'tan ayırmak için konservatuar mezunu olmaya gerek yok zaten. Müziğinde halk müziğinden de, sanat müziğinden de ezgiler, esintiler bulmak mümkün. Dönemin acılı arabeskçilerinin aksine kendi bestelerini söyler, enstrüman çalardı. Daha sofistike bir duruşu olduğu söylenebilir sanırım. Rivayet olunur ki, provalar esnasında orkestra içindeki onca müzisyenden yanlış nota basanı işaret edermiş. Belki bir şehir efsanesidir belki de doğrudur. Ama şu bi gerçek ki, entellektüellerin, sanat müziği veya pop müzik yapanların, bir zamanlar çok sıcak bakmadığı Orhan Gencebay Müziğinin 60. yılında eserlerini seslendirenlerin neredeyse tamamı, pop-rock vb. müzik türlerini icra eden kişiler. Bu değişimi sanırım kimse önceden tahmin edemezdi.
27 Mart 2011
Freddy Adu transferi Worldsoccer Nisan Sayısında
Ünlü futbol dergisi Worldsoccer, Nisan sayısında Çaykur Rizespor'un Freddy Adu transferini haber yaptı. Bank Asya Birinci Lig'de üst sıralarda yer alan ve Süper Lig'e çıkma mücadelesi veren Karadeniz ekibi, Fredua Koranteng Adu'yu devre arasında Benfica'dan kiralayarak sözleşme imzalatmıştı. Henüz 21 yaşındaki Gana kökenli oyuncu ABD Milli Takımında da forma giyiyor. Eski adıyla 2. lig, yeni adıyla Bank Asya Birinci Lig'in popülerliği ve Türk futbolunun reklamı açısında fena bir haber değil aslında.
Yazan-Çizen:
Deli Gömleği
zaman:
Pazar, Mart 27, 2011
14 Şubat 2011
Ryan Giggs Röportajı [World Soccer Şubat 2011]
![]() |
| Foto: World Soccer, Şubat 2011 |
Premier Lig’ de 20. yılınız. Bu süre içinde İngiliz futbolu nasıl değişti?
Sanırım hazırlık seviyesi önemli ölçüde gelişti. Futbolcular kendilerine nasıl bakacaklarını, ne yemeleri gerektiğini, ne içmemeleri gerektiğini ve bunun gibi şeyleri artık biliyorlar. Bugün futbol o kadar hızlı ki üst seviyede kondüsyona sahi olmanız gerekiyor. Aksi halde başaramaz ve sakatlanırsınız. Sanırım en büyük değişim bu.
Değişmeyen bir şey de Alex Ferguson’un Old Trafford’daki hâkimiyeti. Onun yönetim tarzında ne değişti?
Galiba eskiden olduğundan biraz daha olgun. İnsanların “hairdryer treatment”(*) dediğiyle fazla karşılaşmıyorsunuz ama aynı zamanda kulüpteki her bir kişi kendilerinden ne beklendiğini biliyor. Disiplin hala var ama farklı şekilde.
Dokuz yıl önce emekli olması bekleniyordu fakat tam tersi bir karar verdi. Bazılarının öne sürdüğü gibi, bu yıl Şampiyonlar Ligi’ni kazanırsanız emekli olacağını düşünüyor musunuz?
Gerçekten bilmiyorum. Tüm söyleyebileceğim onun hız kestiğine dair hiçbir işaret görmedim. Onla ilgili en önemli şey ilerleme, takımda yenileme yapma ve kulübe başarı getirme kabiliyeti. Manchester United’ın ne demek olduğunu biliyor ve tüm enerjisini bu beklentilerin karşılanmasını sağlamak için harcıyor. Bu tür bir arzun varsa, yaş işin içine girmiyor.
Ya sen? Bu sezon son sezonun olabilir mi?
Bu soru çok kez soruluyor ve açıkça söyleyebilirim ki henüz bir karar vermedim. Kendi adıma ve United açısından hakkını verebiliyorsam ve menajerim benden devam etmemi isterse diğer sezon da oynarım. Aksi halde, hem menajer hem de ben aynı fikirse olursak emekliye ayrılırım. Bu yüzden sezon sonunda ne olacağını hep beraber göreceğiz.
30’larında ilerlerken senin futbol tarzın ne yönde değişti?
Eskiden olduğu kadar kanatta ileri geri gidemiyorum. Sanırım tecrübem bana topu daha iyi kullanmayı, nasıl pas alıp ne zaman yer bulacağımı öğretti. Sakatlık konusunda şanslıyım bu yüzden hala sahada kalabiliyorum ve hala futbol oynamayı seviyorum. Bu hiç değişmedi.
11 lig şampiyonluğu, 2 Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu, 4 FA kupası ve 4 Lig Kupası kazandın. Seni motive edecek başka ne kaldı?
Deli değilim. Biliyorum ki kariyerimin sonuna geliyorum. Sonsuza kadar oynayamam açıkçası, bu yüzden her sezon daha çok değerli oluyor. Uzun süre emekli kalacaksınız ve ben bıraktığım dönemde olacağım kadar kazanmaya açım. Ayrıca United forması giymek her zaman olduğu gibi büyük bir onur.
United soyunma odasında senin rolün nedir?
Belirli bir rolüm yok ama açıkçası deneyimimle gençlerin ihtiyacı olması halinde onlar için oradayım. Soyunma odasına ilk girdiğim ve Steve Bruce, Bryan Robson ve Mark Hughes gibilerini gördüğüm zamanı hatırlıyorum. Beni ürkütmüştü. Yaşlı bir adam olduktan sonra tüm geçen bu yılları düşünmek tuhaf.
Bu takımla geçen senelerdekini nasıl kıyaslarsın?
Her yönü farklı. Bu yüzden kıyaslamak doğru olmaz. İnanılmaz oyuncularımız oldu, inanılmaz kadrolara sahiptik sonra takımı yenilemek zorunda kaldık. Amaç bu iyi tarafları benzetebilmek. Sir Alex, genç yetenekler ve daha deneyimlilerden ihtiyaç duyulduğunda katkı sağlayabilecek harika bir başka takım yaratıyor. Dürüst olmam gerekirse, bence oldukça iyi durumdayız.
Manchester City’de süren büyük enteresan harcamalar hakkında ne düşünüyorsun? Bu futbol için olumsuz mu?
Hayır böyle düşünmüyorum. City taraftarları harikalar diyarında gibi olmalılar. Onlara iyi şanslar diliyorum. Kısa bşr sğre içinde tüm bu pahalı oyuncuların kulüplerine geldiğine şahit oldular. Belki de hayatları boyunca beklemedikleri bir şey bu. Bu City ve United arasındaki rekabeti kızıştırır mı? Sanırım öyle, çünkü şu anda City’nin şampiyonluğa oynaması bekleniyor. Şimdiye kadar iyi gittiler ama asıl nokta haftalar boyunca istikrara ihtiyacınız olan şampiyonluk yarışına tutunabilmek. Nasıl ilerleyeceklerini görmeliyiz.
Son olarak, kramponlarını astıktan sonra Ryan Giggs için sırada ne var?
Hep aynı şeyi yaptığım 20 veya daha fazla yıldan sonra eminim ki hayatımda büyük bir boşluk olacaktır. Antrenörlük belgemi alıyorum. Bu bana bir yol çizebilir fakat sadece şu anki oyunuma odaklanmak istiyorum. Biliyorum klişe olacak ama futbol benim için gerçekten bir oyun bu günlerde.
(*) Saç kurutma makinesi tedavsi: Takım kötü oynayınca menajerin iyice yaklaşarak oyuncunun karşısına geçip yüksek sesle azarlaması. Bu benzetmenin isim babası eski United'lı Mark Hughes imiş. Bkz: http://answers.yahoo.com/question/index?qid=20070319172623AA4pAJh ve http://www.thesun.co.uk/sol/homepage/sport/football/article69872.ece
(*) Saç kurutma makinesi tedavsi: Takım kötü oynayınca menajerin iyice yaklaşarak oyuncunun karşısına geçip yüksek sesle azarlaması. Bu benzetmenin isim babası eski United'lı Mark Hughes imiş. Bkz: http://answers.yahoo.com/question/index?qid=20070319172623AA4pAJh ve http://www.thesun.co.uk/sol/homepage/sport/football/article69872.ece
02 Aralık 2010
World Cup 2018 - 2022
| Her genç kızın rüyası |
24 kişilik FIFA İcra Kurulu’nda Şenes Erzik de var. World Soccer dergisi Aralık sayısında üyelerin muhtemel oylarını yazmış. Aslında ülkesi aday olanlar için ülkelerine, bazı adayların da “kanka” denilebilecek ülkelere muhtemelen oy vereceklerini belirtmiş. Hepsi için bir tahminleri yok. Örneğin Başkan Sepp Baltter ve Şenes Erzik’in oyu için bilinmiyor yazıyor. Dergiye göre Latin Amerikalıların İspanya-Portekiz adaylığına desteği olacak gibi görülüyor. Ayrıca tüm adayların güçlü ve zayıf yönlerini belirten bir analiz ve stadlarla ilgili bilgiler de var dergide. (2022 için adayların bizim memleketlere uzak olmaları, maçları enteresan saatlerde izleyeceğimizin habercisi.
4 yılda bir evimize gelen bu güzel misafirin nereli olacağıyla çok ilgilenmesek de, evimizde geçireceği 1 ay adını sık sık anacağız memleketinin. Muhtemelen akşam saatlerinde her iki dünya kupası ev sahibi belirlenmiş ve açıklanmış olacaktır.
2000 Olimpiyatları için 90’larda başlayan İstanbul için olimpiyat adaylığımız diğer seneler için hala sürüyor bildiğim kadarıyla. Bu seçimler internet kullanıcılarının anket oylaması şeklinde sonuçlansa anasını ağlatırız turnuvaların ama malesef ciddi bir kulis yapmanız ve iyi bir organizatör olacağınız konusunda ikna edici olmanız gerekiyor. 20xx Türkiye kulağa çok hoş geliyor. Stat yapımları, logo tasarlanması, maskota isim bulma ve memlekete gelecek binlerce futbolsever… Hayali bile güzel…
Ben Rusya 2018, Avustralya 2022 diyorum…
[Dışarı sızan FIFA’nın değerlendirme raporu en güçlü adayların İngiltere ve ABD olduğunu söylüyormuş, onu da belirteyim]
28 Kasım 2010
Bu kez ne maçı kaybettik, ne de umudumuzu
| Kaynak: Milliyet |
Fenerbahçe: 1
Keşke Abdullah Avcı'nın uzun süredir emek verdiği bu takım, taraftarsız bir kurum takımı değil de, şöyle ortalama 10-15 bin seyirciye oynayan, 20-25 bin kişilik sevimli bi stadı olan bir takım olsaydı. Her kesimden futbol taraftarının beğenisini toplayan Abdullah Avcı'nın Belediyespor'u hiç bir sene, bir önceki seneden daha kötü bir sıralamada bitirmedi ligi. Bu yılki durumlarını da hesaba katarsak, istikrar denilen olgunun futbol için ne kadar elzem olduğunu anlamak daha kolay olacaktır sanıyorum ki.
Gelelim maça...
Üçbininci gol, Alex'in dalyası, Niang'ın gollerine devam etmesi, 3 Silahşorlerin ligdeki 16 takımın "attığı gol" hanesindeki sayıyı geçmiş olmaları bir tarafta, İBB'ye karşı oynadığımız maçlardaki puan kayıplarımız diğer tarafta başladık maça. Ha bir de Atatürk Olimpiyat Stadı'nın muharebe meydanını andıran ambiyansını es geçmemeli. (Esen rüzgar, tribünler ve saha arasındaki mesafe vs). "Karabulutlar dağılıyor mu yoksa daha beter mi toplanıyor üzerimizde" endişesi vardı herkeste. İlk dakikaları hasarsız atlatarak oyuna ağırlığımızı koyduk. İnanması güç ama Baroni'nin yaptığı presle kazandığımız top, Mehmet Topuz'un asisti sonrası Alex'in ayağından filelere gitti. Ve maçın genelinde hiç de hafife alınmayacak ve geçtiğimiz haftalarda eksikliğini çokça ve sıkça hissettiğimiz kontrollü oyunumuz hakimdi...
Fenerbahçe, geçen hafta Bucaspor karşısında attığı ilk dakika golü ve kısa sürede yakaladığı 3 farklı skora rağmen ikinci yarının neredeyse yarım saatinde rakibe vermişti oyun hakimiyetini. Verdiğimiz pozisyonları izledikçe bu maç berabere bitecek hissine bile kapılmıştım . Bunu yapmak adetimiz oldu bu sene. Puan kaybı yaşadığımız bir çok maçta öne geçmemize rağmen maçtan galip ayrılamadık... Bu maçta 1 tane attık, 2-3 tane net pozisyonu ve bir penaltıyı kaçırdık ama ne skoru koruma adına ne de bir şekilde oluşan rehavete sebep oyunun kontrolünü rakibe teslim etmedik. Teslim ettiğimiz skora etki edebilecek gol pozisyonlarıydı yalnızca, atamadılar...
Herkesin değindiği "sol" kanat mevzusuna değinmeyeceğim. Taktiksel açıklamalarla dolu maç analizi yapmayı da pek bilmem. Bir önceki golü unutanlardan olmuşumdur genelde.. Futbolun taktik kısmı değil de, romantik yanı hep daha ağır basıyor bende. Hatta öyle ki "Önümüzdeki maçlara bakıcaz" maç sonu klişesi hiç bu kadar anlam kazanmamıştı benim için...
Yazan-Çizen:
Deli Gömleği
zaman:
Pazar, Kasım 28, 2010
23 Kasım 2010
1982'den beri Dünya Kupasında yenilmiyorlar
![]() | ||
| Yeni Zelanda - 1982'de beri Dünya Kupasında yenilgisiz |
Okyanusya grubundan kupalara katılan Yeni Zelandalılar 1982'de katıldıkları Dünya Kupasına 1. turda 3 mağlubiyet alarak veda ettiler. 28 yıl sonra, 2010 Dünya Kupası finallerinde hem sürpriz sonuçlar aldılar, hem de olumlu tepkiler aldılar. 1. turu 3 beraberlik ve 3 puan ile "namağlup" bitirdiler fakat elendiler. Dolayısıyla d 1982'deki Dünya Kupasından beri yenilgisizler ;)
Fotoğrafın kaynağı burada.
16 Kasım 2010
Bayram
![]() |
| Dana Ferhat (2002) |
Bayramınız kutlu ve mutlu olsun.
Futbolun törpülenmemiş egolara kurban edilmediği nice bayramlara...
Yazan-Çizen:
Deli Gömleği
zaman:
Salı, Kasım 16, 2010
12 Kasım 2010
Futbol Reklamları
| Ekran Görüntüsü |
Yazan-Çizen:
Deli Gömleği
zaman:
Cuma, Kasım 12, 2010
08 Kasım 2010
Ama Arkadaşlar İyidir
![]() |
| Semih & Gökhan |
Lugano'nun yediği enteresan kırmızı karta, Emre'nin ciddi bir sakatlık geçirip oyunu terketmesine, ayakta duramayan Kazım'a, yenilen basit gollere inat parladı sahada bu ikili. Ömür billah Fener'in ilk forveti olamayacak Genç Semih ve modern Türk sağ bek prototipi Gökhan'ı izlemek çok güzeldi Cumartesi günü.
Semih 2 tane attı ama kaçırdıkları/kalecinin kurtardıkları da en az attıkları kadar "golcü" işiydi. 2008 Avrupa Kupasından sonra ne değiştiyse, her hangi bir lig maçından sonra da elbette o değişecektir. Aslında banko forvet olması yönünde bir takıntım yok benim Rıdvan Dilmen gibi ama böyle güzel performanstan sonra üzülmüyor da değilim empati yapınca.
28 Ekim 2010
Seni Uzaktan Sevmek
Tribüne uzak, taşralı bir Fenerbahçelinin, winamp listesinin ilk sırasındadır bu şarkı. Benim de öyle: "Seni uzaktan sevmek, aşkların en güzeli"...
İster tribünden olsun, ister olmasın her futbol kulübü taraftarının öyle ya da böyle içinde yaşattığı ortak bir duygu var: Taraf olma. Hem ne demiş ünlü bir düşünür: "Taraf olmayan bertaraf olur" ;)
Bu duygu en çok, sportif başarıın geciktiği dönemlerde veya beklentinin altında elde edilen başarılarda yitiriyor anlamını. Övgünün yerini sövgü alıyor; eli kalem tutanımız gazete köşelerinde, diğerlerimiz kahvehane köşelerinde verip veriştiriyoruz takım yöneticilerine, teknik heyete veya önümüze gelen bir kaç futbolcuya. Taraf olma duygusu, kazanamama duygusuna mağlup oluyor böyle anlarda. Başka tarafa gitmesek/gidemesek de, bulunduğumuz tarafın ıssız bir köşesine atıyoruz kendimizi. Başarıyı sahiplenebildiğimiz kadar, başarısızlığı sahiplenemiyoruz.
Fenerbahçe tribünlerinin belki on yıla yakın süredir sahiplendiği ve kötü zamanlarda taraf olmaktan çıkmayı frenleyen/en aza indiren bir geleneği oluşuyor. "Hep destek, Tam destek". Böyle zamanlarda meydana çıkan inzivaya çekilme duygusuna gem vurmanın sloganlaşmış hali bu... Yürekten söylendiğinde bir tribün sloganından çok daha fazlası. Bu yıl, kim bilir belki de en çok ihtiyacımız olacak slogan..
İster tribünden olsun, ister olmasın her futbol kulübü taraftarının öyle ya da böyle içinde yaşattığı ortak bir duygu var: Taraf olma. Hem ne demiş ünlü bir düşünür: "Taraf olmayan bertaraf olur" ;)
Bu duygu en çok, sportif başarıın geciktiği dönemlerde veya beklentinin altında elde edilen başarılarda yitiriyor anlamını. Övgünün yerini sövgü alıyor; eli kalem tutanımız gazete köşelerinde, diğerlerimiz kahvehane köşelerinde verip veriştiriyoruz takım yöneticilerine, teknik heyete veya önümüze gelen bir kaç futbolcuya. Taraf olma duygusu, kazanamama duygusuna mağlup oluyor böyle anlarda. Başka tarafa gitmesek/gidemesek de, bulunduğumuz tarafın ıssız bir köşesine atıyoruz kendimizi. Başarıyı sahiplenebildiğimiz kadar, başarısızlığı sahiplenemiyoruz.
Fenerbahçe tribünlerinin belki on yıla yakın süredir sahiplendiği ve kötü zamanlarda taraf olmaktan çıkmayı frenleyen/en aza indiren bir geleneği oluşuyor. "Hep destek, Tam destek". Böyle zamanlarda meydana çıkan inzivaya çekilme duygusuna gem vurmanın sloganlaşmış hali bu... Yürekten söylendiğinde bir tribün sloganından çok daha fazlası. Bu yıl, kim bilir belki de en çok ihtiyacımız olacak slogan..
Yılın Futbolcusu ve Teknik Adamı?
Geçen yıl Messi, ondan önceki yıl CR7 ve bir önceki yıl Kaka almıştı bu prestijli ödülü. Bu yılki adaylar açıklanmış. Liste yukarıda. Bakalım Ballon D'or (Altın Top) kimin olacak.
27 Ekim 2010
Yenge?
Fenerbahçe'nin bir sezonda oynadığı tüm maçların en önemlisi. Rekabet duygusunun taraftarda tavan yaptığı dakikalar.. Fenerbahçe'nin Sportif Direktörü ve en yetkili teknik adamı, hem de şu anda formayı terleten oyunculardan fazlası olan, eksiği olmayan eski bir oyuncusu, Aykut Kocaman, Fenerbahçe'nin kaptanı Alex'i oyundan alıyor. Muhtemelen performansından memnun değil ve geçen haftalardaki Semih değişikliğinin olumlu etkisinin tekerrür edeceğini bekliyor. Belki haklı bir gerekçe belki değil ama maçı tribünde izleyen De Souza yenge, ekranlara yansıyan tepkisinden anlayabildiğim(iz) kadarıyla veryansın ediyor duruma. Şimdi gel de bu durumda taktik dizilişten, çift forvetten, bilmem neden bahset!
Bırakın Alex'i oyundan almayı, Alexsiz alternatifler üzerinde konuşmanın bile tabu olduğu bir ortam yaratıldı Fenerbahçe camiasında. Alexciler ve Alex karşıtları olarak iki grup türeyecek sanırım pek yakında. Kuralları basit bir oyun ancak bu kadar karmaşık hale getirilirdi, onu da biz becerdik. Alex oyundan alınınca büyüklüğünden bir şey kaybetmiyor ama anlamsız ve yersiz tepkiler takıma çok şey kaybettiriyor. Alex Fenerbahçe'ye gelmiş geçmiş en büyük yabancı futbolculardan biridir. İstatistikler de bunu söylüyor zaten. Ama Alex'in üstün performansını gören aynı gözler, Alex'in oyundan da düşebileceğini, Alex'in de kötü günlerinin olabileceğini görebilir pekala.
Bırakın Alex'i oyundan almayı, Alexsiz alternatifler üzerinde konuşmanın bile tabu olduğu bir ortam yaratıldı Fenerbahçe camiasında. Alexciler ve Alex karşıtları olarak iki grup türeyecek sanırım pek yakında. Kuralları basit bir oyun ancak bu kadar karmaşık hale getirilirdi, onu da biz becerdik. Alex oyundan alınınca büyüklüğünden bir şey kaybetmiyor ama anlamsız ve yersiz tepkiler takıma çok şey kaybettiriyor. Alex Fenerbahçe'ye gelmiş geçmiş en büyük yabancı futbolculardan biridir. İstatistikler de bunu söylüyor zaten. Ama Alex'in üstün performansını gören aynı gözler, Alex'in oyundan da düşebileceğini, Alex'in de kötü günlerinin olabileceğini görebilir pekala.
22 Ekim 2010
Gökhan Gönül
Dörtlü savunmaların kanatlarını koruyan oyuncuların plakası yerliyse bir yerden arıza vermesi beklenirdi hep. Ya güçlü savunmasına karşın zayıf hücum özelliklerine sahip, ya da hücuma çıktıktan sonra geri dönüşlerinde sorun olanlarına rastladık yıllar boyunca. Süratı dudak uçurtsa da sıfıra indiğinde yaptığı ortalara biraz teknik değil de tüm kazmalığını katan ve bu yüzden tribünlerin tepkisini çeken beklerimiz oldu hem kulüplerde hem de a milli takım kadrosunda. Her şeyden öteye ortalama bir performansı olmayan oyunculardan oldular bu mevkinin adamları.
Mevkinin gerektirdiği özelliklerin hemen hepsine en az ortalama düzeyde sahip, işini hep iyi yapmaya çalışan, o mevkide yerli oyuncuların da var olabileceğinin sinyallerini veren Gökhan Gönül çıktı piyasaya sonra ve Fenerbahçe ne kadar isabetli bir transfer yaptığını çok geçmeden anlamış oldu. Şampiyonlar Liginde çeyrek final oynadığımız sene Uğur Boral ve Gökhan Gönül ikilisinin özellikle Sevilla maçlarında kanatların altını üstüne getirmeleri tur atlamızla eşdeğer ölçüde sevindirmişti beni. O üst düzey ve peşpeşe süren form grafiği bir daha aynı derecede olmadıysa sanırım bunda en çok sakatlığının ve sakatlığına rağmen yaptığı fedakarlıkların etkisi
var..
Her ne kadar bünyesi futbol endüstrisi tarafından kullanılmaya, menajer tayfası tarafından sömürülmeye müsait gibi görünmese de, anlamakta her zaman güçlük çektiğim Aziz Yıldırım Yönetiminin transfer politikalarının bir kurbanı olacağından en çok koktuğum oyuncu Gökhan Gönül'dür. Öyle sanıyorum ki sözleşmesi 2011 başlarında bitiyor ve yine öyle sanıyorum ki Fenerbahçe ile sözleşme yenilememek için hiç bir nedeni yok Gökhan Gönül'ün. Umarım bu sözleşme sonunda veya bir sonrakinde başka şeylerin kurbanı olmaz ve eğer Avrupa'da oynamam derse Fenerbahçe'den emekliye ayırır kendini. Amatör görünümlü profesyonel duruşa sahip, insanda Anadolunun bağrından kopup gelmiş hissi uyandıran Gökhan'ı kaybetmeyi kim ister ki?
Mevkinin gerektirdiği özelliklerin hemen hepsine en az ortalama düzeyde sahip, işini hep iyi yapmaya çalışan, o mevkide yerli oyuncuların da var olabileceğinin sinyallerini veren Gökhan Gönül çıktı piyasaya sonra ve Fenerbahçe ne kadar isabetli bir transfer yaptığını çok geçmeden anlamış oldu. Şampiyonlar Liginde çeyrek final oynadığımız sene Uğur Boral ve Gökhan Gönül ikilisinin özellikle Sevilla maçlarında kanatların altını üstüne getirmeleri tur atlamızla eşdeğer ölçüde sevindirmişti beni. O üst düzey ve peşpeşe süren form grafiği bir daha aynı derecede olmadıysa sanırım bunda en çok sakatlığının ve sakatlığına rağmen yaptığı fedakarlıkların etkisi
var..
Her ne kadar bünyesi futbol endüstrisi tarafından kullanılmaya, menajer tayfası tarafından sömürülmeye müsait gibi görünmese de, anlamakta her zaman güçlük çektiğim Aziz Yıldırım Yönetiminin transfer politikalarının bir kurbanı olacağından en çok koktuğum oyuncu Gökhan Gönül'dür. Öyle sanıyorum ki sözleşmesi 2011 başlarında bitiyor ve yine öyle sanıyorum ki Fenerbahçe ile sözleşme yenilememek için hiç bir nedeni yok Gökhan Gönül'ün. Umarım bu sözleşme sonunda veya bir sonrakinde başka şeylerin kurbanı olmaz ve eğer Avrupa'da oynamam derse Fenerbahçe'den emekliye ayırır kendini. Amatör görünümlü profesyonel duruşa sahip, insanda Anadolunun bağrından kopup gelmiş hissi uyandıran Gökhan'ı kaybetmeyi kim ister ki?
16 Ekim 2010
Şampiyon kaldığı yerden devam etmeli
Geçtiğimiz sezonun şampiyonu Fenerbahçe Ülker Banvit deplasmanıyla TBL'ye merhaba diyecek pazar günü. İlk maçı Tanjeviç için oynasınlar, lige galibiyetle başlasınlar ve kupayla bitirsinler istiyor gönül. Hem güzel insan Tanjeviç'e moral olsun hem de Fenerbahçe'nin basketbolda emin ellerde olduğunu bir hissedelim.
Haydi hayırlısı...
Haydi hayırlısı...

12 Eylül 2010
Footbo City
Oyuna yeni başladım, biraz kavrayınca oyun ipuçları ve kullanımıyla ilgili geniş bir yazı yazmayı planlıyorum.
Oyunu facebook üzerinden oynamak için: http://apps.facebook.com/footbocity/
Footbo üzerinden oynamak için: http://tr.footbo.com/FootboCity
Yazan-Çizen:
Deli Gömleği
zaman:
Pazar, Eylül 12, 2010
Kaydol:
Yorumlar (Atom)



'












