30 Eylül 2012

Orhan Gencebay İle Bir Ömür


Orhan Gencebay 60. Sanat yılına özel 32 yorumcunun seslendirdiği, 33 şarkılık bir albüm yaptı. Şu sıralar albümün yok sattığına dair haberler var bazı medya mecralarında. Albümle ilgili haberi ilk duyduğumda "60. sanat yılı" tamlamasındaki sayıya takıldı kafam. Yaşına baktım, 44 doğumlu nam-ı diğer Orhan Baba (68 yaşında). Tahmin ediyorum müzik eğitimine ilk başladığı yılı dikkate alarak böyle bir tanımlamaya gidiyor kendisi (veya menajeri, plak yapımcısı vs.) Yoksa 8 yaşında bu işten ekmek kazanmaya mı başladı bilmiyorum.

Kendisine yakıştırılan "Arabeskçi" nitelendirmesini ısrarla reddetti Gencebay. Kaldı ki çok küçük yaşta önemli hocalardan Türk Sanat Müziği, Türk Halk Müziği dersleri almıış. Tarzını Tatlıses'ten, Ferdi Tayfur'dan, Hakkı Bulut'tan ayırmak için konservatuar mezunu olmaya gerek yok zaten. Müziğinde halk müziğinden de, sanat müziğinden de ezgiler, esintiler bulmak mümkün. Dönemin acılı arabeskçilerinin aksine kendi bestelerini söyler, enstrüman çalardı. Daha sofistike bir duruşu olduğu söylenebilir sanırım. Rivayet olunur ki, provalar esnasında orkestra içindeki onca müzisyenden yanlış nota basanı işaret edermiş. Belki bir şehir efsanesidir belki de doğrudur. Ama şu bi gerçek ki, entellektüellerin, sanat müziği veya pop müzik yapanların, bir zamanlar çok sıcak bakmadığı Orhan Gencebay Müziğinin 60. yılında eserlerini seslendirenlerin neredeyse tamamı, pop-rock vb. müzik türlerini icra eden kişiler. Bu değişimi sanırım kimse önceden tahmin edemezdi.

27 Mart 2011

Freddy Adu transferi Worldsoccer Nisan Sayısında

Ünlü futbol dergisi Worldsoccer, Nisan sayısında Çaykur Rizespor'un Freddy Adu transferini haber yaptı. Bank Asya Birinci Lig'de üst sıralarda yer alan ve Süper Lig'e çıkma mücadelesi veren Karadeniz ekibi, Fredua Koranteng Adu'yu devre arasında Benfica'dan kiralayarak sözleşme imzalatmıştı. Henüz 21 yaşındaki Gana kökenli oyuncu ABD Milli Takımında da forma giyiyor. Eski adıyla 2. lig, yeni adıyla Bank Asya Birinci Lig'in popülerliği ve Türk futbolunun reklamı açısında fena bir haber değil aslında.

14 Şubat 2011

Ryan Giggs Röportajı [World Soccer Şubat 2011]

Foto: World Soccer, Şubat 2011
World Soccer dergisinin Şubat 2011 sayısında Giggs röportajı yayınlanmış. Mancherster United'ın deneyimli kanat oyuncusu Giggs'e United, kariyeri, gelecek planları ve Alex Fergusonla ilgili sorular sormuş Frank Tennyson. Biz de severek okuduk, çevirdik.[Çeviri biraz acele oldu ama yine de iş görür.] Buyrunuz:


Premier Lig’ de 20. yılınız. Bu süre içinde İngiliz futbolu nasıl değişti?
Sanırım hazırlık seviyesi önemli ölçüde gelişti. Futbolcular kendilerine nasıl bakacaklarını, ne yemeleri gerektiğini, ne içmemeleri gerektiğini ve bunun gibi şeyleri artık biliyorlar. Bugün futbol o kadar hızlı ki üst seviyede kondüsyona sahi olmanız gerekiyor. Aksi halde başaramaz ve sakatlanırsınız. Sanırım en büyük değişim bu.

Değişmeyen bir şey de Alex Ferguson’un Old Trafford’daki hâkimiyeti. Onun yönetim tarzında ne değişti?   
Galiba eskiden olduğundan biraz daha olgun. İnsanların “hairdryer treatment”(*) dediğiyle fazla karşılaşmıyorsunuz ama aynı zamanda kulüpteki her bir kişi kendilerinden ne beklendiğini biliyor. Disiplin hala var ama farklı şekilde.

Dokuz yıl önce emekli olması bekleniyordu fakat tam tersi bir karar verdi. Bazılarının öne sürdüğü gibi, bu yıl Şampiyonlar Ligi’ni kazanırsanız emekli olacağını düşünüyor musunuz?
Gerçekten bilmiyorum. Tüm söyleyebileceğim onun hız kestiğine dair hiçbir işaret görmedim. Onla ilgili en önemli şey ilerleme, takımda yenileme yapma ve kulübe başarı getirme kabiliyeti. Manchester United’ın ne demek olduğunu biliyor ve tüm enerjisini bu beklentilerin karşılanmasını sağlamak için harcıyor. Bu tür bir arzun varsa, yaş işin içine girmiyor.

Ya sen? Bu sezon son sezonun olabilir mi?
Bu soru çok kez soruluyor ve açıkça söyleyebilirim ki henüz bir karar vermedim. Kendi adıma ve United açısından hakkını verebiliyorsam ve menajerim benden devam etmemi isterse diğer sezon da oynarım. Aksi halde, hem menajer hem de ben aynı fikirse olursak emekliye ayrılırım. Bu yüzden sezon sonunda ne olacağını hep beraber göreceğiz. 
 
30’larında ilerlerken senin futbol tarzın ne yönde değişti?
Eskiden olduğu kadar kanatta ileri geri gidemiyorum. Sanırım tecrübem bana topu daha iyi kullanmayı, nasıl pas alıp ne zaman yer bulacağımı öğretti. Sakatlık konusunda şanslıyım bu yüzden hala sahada kalabiliyorum ve hala futbol oynamayı seviyorum. Bu hiç değişmedi.

11 lig şampiyonluğu, 2 Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu, 4 FA kupası ve 4 Lig Kupası kazandın. Seni motive edecek başka ne kaldı?
Deli değilim. Biliyorum ki kariyerimin sonuna geliyorum. Sonsuza kadar oynayamam açıkçası, bu yüzden her sezon daha çok değerli oluyor. Uzun süre emekli kalacaksınız ve ben bıraktığım dönemde olacağım kadar kazanmaya açım. Ayrıca United forması giymek her zaman olduğu gibi büyük bir onur.

United soyunma odasında senin rolün nedir?
Belirli bir rolüm yok ama açıkçası deneyimimle gençlerin ihtiyacı olması halinde onlar için oradayım.  Soyunma odasına ilk girdiğim ve Steve Bruce, Bryan Robson ve Mark Hughes gibilerini gördüğüm zamanı hatırlıyorum. Beni ürkütmüştü. Yaşlı bir adam olduktan sonra tüm geçen bu yılları düşünmek tuhaf.

Bu takımla geçen senelerdekini nasıl kıyaslarsın?
Her yönü farklı. Bu yüzden kıyaslamak doğru olmaz. İnanılmaz oyuncularımız oldu, inanılmaz kadrolara sahiptik sonra takımı yenilemek zorunda kaldık. Amaç bu iyi tarafları benzetebilmek. Sir Alex, genç yetenekler ve daha deneyimlilerden ihtiyaç duyulduğunda katkı sağlayabilecek harika bir başka takım yaratıyor. Dürüst olmam gerekirse, bence oldukça iyi durumdayız.

Manchester City’de süren büyük enteresan harcamalar hakkında ne düşünüyorsun? Bu futbol için olumsuz mu?
Hayır böyle düşünmüyorum. City taraftarları harikalar diyarında gibi olmalılar. Onlara iyi şanslar diliyorum. Kısa bşr sğre içinde tüm bu pahalı oyuncuların kulüplerine geldiğine şahit oldular. Belki de hayatları boyunca beklemedikleri bir şey bu. Bu City ve United arasındaki rekabeti kızıştırır mı? Sanırım öyle, çünkü şu anda City’nin şampiyonluğa oynaması bekleniyor. Şimdiye kadar iyi gittiler ama asıl nokta haftalar boyunca istikrara ihtiyacınız olan şampiyonluk yarışına tutunabilmek. Nasıl ilerleyeceklerini görmeliyiz.

Son olarak, kramponlarını astıktan sonra Ryan Giggs için sırada ne var?
Hep aynı şeyi yaptığım 20 veya daha fazla yıldan sonra eminim ki hayatımda büyük bir boşluk olacaktır. Antrenörlük belgemi alıyorum. Bu bana bir yol çizebilir fakat sadece şu anki oyunuma odaklanmak istiyorum. Biliyorum klişe olacak ama futbol benim için gerçekten bir oyun bu günlerde.

(*) Saç kurutma makinesi tedavsi: Takım kötü oynayınca menajerin iyice yaklaşarak oyuncunun karşısına geçip yüksek sesle azarlaması. Bu benzetmenin isim babası eski United'lı Mark Hughes imiş. Bkz: http://answers.yahoo.com/question/index?qid=20070319172623AA4pAJh ve http://www.thesun.co.uk/sol/homepage/sport/football/article69872.ece

02 Aralık 2010

World Cup 2018 - 2022

Dünya Kupası
Her genç kızın rüyası


Yarın, (2 Aralık Perşembe) FIFA İcra Kurulu üyeleri yapacakları oylamayla 2018 ve 2022 dünya kupalarına ev sahipliği yapacak ülkeleri belirleyecek. 2018 için 4 aday var: İngiltere, Rusya, Hollanda-Belçika, İspanya- Portekiz. 2022 adayları ise 5 tane: Japonya, Avustralya, Katar, Güney Kore ve ABD. Sabah 2018 adayları, öğleden sonra 2022 adayları sunumlarını yapacaklar. Dünya Kupasının popüleritesi ve ekonomisi düşünüldüğünde yarın Zürih’te yapılacak kulisi hayal etmek pek zor değil. Silahlar konuşacak diyemeyiz belki ama her türlü politik, ekonomik argümanlar kullanılacaktır kurul üyelerini etkileyebilmek için.
24 kişilik FIFA İcra Kurulu’nda Şenes Erzik de var. World Soccer dergisi Aralık sayısında üyelerin muhtemel oylarını yazmış. Aslında ülkesi aday olanlar için ülkelerine, bazı adayların da “kanka” denilebilecek ülkelere muhtemelen oy vereceklerini belirtmiş. Hepsi için bir tahminleri yok. Örneğin Başkan Sepp Baltter ve Şenes Erzik’in oyu için bilinmiyor yazıyor. Dergiye göre Latin Amerikalıların İspanya-Portekiz adaylığına desteği olacak gibi görülüyor. Ayrıca tüm adayların güçlü ve zayıf yönlerini belirten bir analiz ve stadlarla ilgili bilgiler de var dergide. (2022 için adayların bizim memleketlere uzak olmaları, maçları enteresan saatlerde izleyeceğimizin habercisi.
4 yılda bir evimize gelen bu güzel misafirin nereli olacağıyla çok ilgilenmesek de, evimizde geçireceği 1 ay adını sık sık anacağız memleketinin. Muhtemelen akşam saatlerinde her iki dünya kupası ev sahibi belirlenmiş ve açıklanmış olacaktır.
2000 Olimpiyatları için 90’larda başlayan İstanbul için olimpiyat adaylığımız diğer seneler için hala sürüyor bildiğim kadarıyla. Bu seçimler internet kullanıcılarının anket oylaması şeklinde sonuçlansa anasını ağlatırız turnuvaların ama malesef ciddi bir kulis yapmanız ve iyi bir organizatör olacağınız konusunda ikna edici olmanız gerekiyor. 20xx Türkiye kulağa çok hoş geliyor. Stat yapımları, logo tasarlanması, maskota isim bulma ve memlekete gelecek binlerce futbolsever… Hayali bile güzel…
Ben Rusya 2018, Avustralya 2022 diyorum…Göz kırpan gülümseme
[Dışarı sızan FIFA’nın değerlendirme raporu en güçlü adayların İngiltere ve ABD olduğunu söylüyormuş, onu da belirteyim]

28 Kasım 2010

Bu kez ne maçı kaybettik, ne de umudumuzu

Kaynak: Milliyet

İstanbul Büyükşehir Belediyespor: 0
Fenerbahçe: 1

Keşke Abdullah Avcı'nın uzun süredir emek verdiği bu takım, taraftarsız bir kurum takımı değil de, şöyle ortalama 10-15 bin seyirciye oynayan, 20-25 bin kişilik sevimli bi stadı olan bir takım olsaydı. Her kesimden futbol taraftarının beğenisini toplayan Abdullah Avcı'nın Belediyespor'u hiç bir sene, bir önceki seneden daha kötü bir sıralamada bitirmedi ligi. Bu yılki durumlarını da hesaba katarsak, istikrar denilen olgunun futbol için ne kadar elzem olduğunu anlamak daha kolay olacaktır sanıyorum ki.

Gelelim maça...
Üçbininci gol, Alex'in dalyası, Niang'ın gollerine devam etmesi, 3 Silahşorlerin ligdeki 16 takımın "attığı gol" hanesindeki sayıyı geçmiş olmaları bir tarafta, İBB'ye karşı oynadığımız maçlardaki puan kayıplarımız diğer tarafta başladık maça. Ha bir de Atatürk Olimpiyat Stadı'nın muharebe meydanını andıran ambiyansını es geçmemeli. (Esen rüzgar, tribünler ve saha arasındaki mesafe vs). "Karabulutlar dağılıyor mu yoksa daha beter mi toplanıyor üzerimizde" endişesi vardı herkeste. İlk dakikaları hasarsız atlatarak oyuna ağırlığımızı koyduk. İnanması güç ama Baroni'nin yaptığı presle kazandığımız top, Mehmet Topuz'un asisti sonrası Alex'in ayağından filelere gitti. Ve maçın genelinde hiç de hafife alınmayacak ve geçtiğimiz haftalarda eksikliğini çokça ve sıkça hissettiğimiz kontrollü oyunumuz hakimdi...

Fenerbahçe, geçen hafta Bucaspor karşısında attığı ilk dakika golü ve kısa sürede yakaladığı 3 farklı skora rağmen ikinci yarının neredeyse yarım saatinde rakibe vermişti oyun hakimiyetini. Verdiğimiz pozisyonları izledikçe bu maç berabere bitecek hissine bile kapılmıştım . Bunu yapmak adetimiz oldu bu sene. Puan kaybı yaşadığımız bir çok maçta öne geçmemize rağmen maçtan galip ayrılamadık... Bu maçta 1 tane attık, 2-3 tane net pozisyonu ve bir penaltıyı kaçırdık ama ne skoru koruma adına ne de bir şekilde oluşan rehavete sebep oyunun kontrolünü rakibe teslim etmedik. Teslim ettiğimiz skora etki edebilecek gol pozisyonlarıydı yalnızca, atamadılar...

Herkesin değindiği "sol" kanat mevzusuna değinmeyeceğim. Taktiksel açıklamalarla dolu maç analizi yapmayı da pek bilmem. Bir önceki golü unutanlardan olmuşumdur genelde.. Futbolun taktik kısmı değil de, romantik yanı hep daha ağır basıyor bende. Hatta öyle ki "Önümüzdeki maçlara bakıcaz" maç sonu klişesi hiç bu kadar anlam kazanmamıştı benim için...